Astrositomalar
Belirtisi: Baş ağrısı, kişilik değişiklikleri, hafıza bozuklukları, görme ve koku alma kayıpları, epileptik nöbet, yürüme bozuklukları, solunum güçlükleri
Spitall Taxonomy Id: 34456
Tanım:
Tüm glial tümörlerin %55-80’i astrosit hücresi kökenlidir ve ‘astrositom ‘olarak adlandırılırlar. Glial tümörlerin görülme sıklığı hayatın özellikle ilk 10 yılında yüksek olup, adelösan dönemde bu sıklık giderek azalır ve 40’lı 60’lı yaşlarda tekrar artar. Astrositomları anaplazinin giderek artan sırasına göre şöyle sınıflandırırız;
1. Pilositik astrositom (Evre 1)
2. Diffüz astrositoma (Evre 2)
3.Anaplastik astrositoma (Evre 3)
- Glioblastoma (Evre 4)
Pilositik astrositoma (WHO Grade I) : Düşük gradeli glial tümörlerin tipik olarak çocuk ve genç erişkinleri etkileyen, sık bir varyantıdır. Tüm intrakranial glial tümörlerin %4- 5’ini oluşturur. Pilositik astrositomalar serebellum, 3. ventrikül gibi orta hat yapılarını tercih ederler.
Klinik semptom ve bulgular diğer glial tümörlerdeki gibidir, özellik göstermez. Hem solid hem kistik şekli iyi sınırlanmış tümörlerdir. Genç erişkinlerde görülen juvenil pilositik astrositom karakteristik olarak üçüncü ventrikül tabanında veya duvarında oluşur. Büyüyerek suprasellar mesafeye uzanabilir ve optik sinir basısına neden olabilir.
Pilositik astrositomlara özgü olan bir histolojik bulgu, dejeneratif değişiklilere sekonder ortaya çıktığı kabul edilen intrasitoplazmik eozinofilik cisimciklerdir. Bu cisimcikler ‘Rozenthal fibrilleri’ olarak adlandırılırlar.
Görüntüleme çalışmalarında bilgisayarlı tomografide (BT) ve manyetik resonans (MR) görüntüleme tetkiklerinde iyi sınırlı, belirgin ödem etkisi olmayan, heterojen kontrast tutan lezyonlar olarak izlenirler.
Pilositik astrositomlarda malign dejenerasyon çok nadirdir. Radikal cerrahi sonrası hastaların %100’e yakınında 10 yıl, %80’inde ise 20 yıl yaşam süresi olduğu bildirilmektedir.
Astrositoma (WHO Grade II): Özellikle nöbet, baş ağrısı ve ilerleyici tarzda nörolojik bulgularla presente olan bu grup tüm astrositomaların %10-15’ini oluşturur. Karakteristik tutulum yerleri frontal bölge ve subkortikal ak maddedir. Dean ve arkadaşları düşük evreli astrositomaları düzgün sınırlı, hemorajik olmayan, minimal kitle etkisi yaratan lezyonlar olarak tariflemişlerdir.
Özellikle 30-50’li yaşlarda görülen bu grup tümörler, görüntüleme yöntemleriyle diffüz, sınırları belirsiz, çoğunlukla kontrast tutmayan lezyonlar olarak BT’de izo-hipointens, MR’da ise T1 sekansta hipo, T2 sekansta hiperintens ve infiltratif görülürler. Bu grup astrositomalarda hastaların %50’sinde P53 geninde mutasyon tespit edilmiş olduğu için bu gendeki baskılanmanın tümörün gelişiminde rolü olduğu düşünülmektedir.
Tedavisinde, tümör klinik bulgu veriyorsa ilk seçenek cerrahidir. Cerrahinin sınırları ile yaşam süresi arasında anlamlı bir ilişki kurulamamıştır. Cerrahi sonrası radyoterapinin de tedavide yeri vardır.
Anaplastik astrositoma (AA) ve Glioblastoma multiforme (GBM): Anaplastik astrositomalar için ortalama yaş 46’dır.
nfiltratif oluşları ve histolojik özelliklerinden dolayı malign kabul edilirler. Anaplastik astrositomlar diğer astrositomlara göre daha hızlı büyüme eğilimindedirler, kafa içi basınç artışına (KİBAS) ve nörolojik defisitlere sebep olurlar. Görüntüleme çalışmalarında genellikle kontrast tutarlar. En çok olarak serebral hemisferlerde öncelikle frontal (%40), sonra temporal (%25) ve parietal (%25) olmak üzere aynen düşük dereceli gliomlara benzer yüzdeler ile yerleşim gösterirler. Talamus, mezensefalon ya da pons yerleşimi (%10) daha enderdir.
Hastaların yaklaşık yarısında ilk semptom nöbetlerdir, daha sonra KİBAS, bilinç bozuklukları ve nörolojik defisitler görülebilir. Tedavisinde cerrahi girişim ve postoperatif radyoterapi uygulanılır. Yeterli süre izlenen olgularda daha yüksek dereceye progrese oldukları görülebilir. Uygun tedavi ile yaşam süresi iki yıl için %40-50, 5 yıl içinse yaklaşık %18 olarak bulunmuştur.
Glioblastoma multiforme erişkin yaş grubunun en sık görülen ve en malign olan beyin tümörüdür. En sık 50-60 ‘lı yaşlarda görülür. En sık tuttuğu lokalizasyon frontal, en az tuttuğu lokalizasyon ise oksipital lob’dur. Korpus kallozum aracılığıyla kolaylıkla karşı hemisfere geçer (Kelebek tipi gliom). En sık KİBAS bulguları görülür. Daha sonra bilinç bozuklukları, motor defisitler ve nöbetler izlenebilir. Görüntüleme yöntemleriyle genellikle santralinde nekrotik alan, geniş çevresel ödem ve infiltrasyon odakları saptanır. Küratif tedavisi yoktur, her tür tedavi ile ortalama yaşam süresi yaklaşık bir yıldır. Hastaların %10’luk bir kısmının 2 yıllık yaşam süresine ulaşabildiği bilinmektedir.
Anaplastik astrositoma ve glioblastoma multiforme, hemisferlerde genellikle geniş dağılım alanları göstererek beynin birden çok sayıda fonksiyonal bölgesini etkilerler.Bu durum cerrahiyi zorlaştıran ana nedenlerdendir. Ayrıca beyin sapı glial tümörlerinin de yaklaşık yarısı malign özellikleri taşırlar. GBM’lerin %10 kadarı metastatik tümörleri taklit ederek beyaz-gri madde sınırını tutarlar. Glioblastoma multiforme tedavisinde son yıllarda gen tedavisi, antiangiogenez tedavi, lokal polimer ilaç uygulaması gibi başka bazı deneysel ve klinik çalışmalar yürütülmüş, çok ümit verici olmasa da az sayıdaki bazı serilerde tüm hastaların bir yıllık, %30 kadarının da 2 yıllık yaşam süresine ulaşabildiği bildirilmiştir.
MSS tümörlerinin %50’sini oluşturan astrositomlar 5-6 ve 12-13 yaşlarında en sık görülürler. Dünya sağlık örgütü (WHO) sınıflamasına göre 1-4 derece arasında derecelendirilirler. 1. ve 2 .derece 3. ve 4. dereceden hücresel şekil ve büyüklük farkları , hücre yoğunluğu, mitotik aktivite ve nekroz ile ayrılır Pilositik astrositoma (WHO grade I) genellikle selim bir davranış gösterir. Diffüz veya fibriller astrositoma (WHO grade II) hücreden daha zengin ve yayılma özelliği gösteren bir karaktere sahiptir ve malinleşme potansiyeli daha yüksektir. Anaplastik astrositom (WHO grade III) yoğun ve tipik olmayan hücrelerden oluşur. Lokal olarak yayılan agresif bir karakter gösterir. Glioblastoma multiforme (GBM) (EHO grade IV) ise en malin olan astrositom tipidir.
Düşük dereceli astrositom
Hidrosefali, fokal bulgular ve konvülsiyonlar ile kendini gösterir. İlk tedavi cerrahi çıkarımdır. Hastaların %90’ında tümör tam çıkartılabilir. Diffüz düşük dereceli astrositomlar yayılma gösterirler ve tam çıkartılma şansları daha azdır. Diensefalik tümörler %40’dan az olasılıkla tam çıkartılabilirler. Eğer tam çıkarılmışlarsa başka tedavi gerekmez. Geride anlamlı derecede tümör kalmış hastalar ikinci bir cerrahi riskliyse diğer tedavi şekilleri ile tedavi edilmelidirler. Radyoterapinin rolü tartışmalıdır. Eğer residüel tümör kemoterapiye cevap vermezse radyoterapi uygulanır. Derinde yerleşmiş orta hat tümörlerinde yaşamsal önemi olan (örn. Hipofiz bezi) bölgelere verilecek radyoterapinin uzun dönem yan etkilerinden kaçınmak için kemoterapi tercih edilmelidir. Karboplatin ve vinkristin kemoterapisi üzerinde en çok çalışılan rejimdir. Hastaların yaklaşık %60’ında bu kemoterapiye cevap alınmaktadır. 5 yaş altındaki çocuklarda cevap daha iyidir. Nüks hastalarda cevap %52 olarak bildirilmiştir. Cerrahi ile tam çıkartılmış ve başka tedavi almamış düşük dereceli supratentorial astrositomlarda 5 ve 10 yıllık sağ kalım oranları %76-100 ve %69-100 arasındadır. Posterior fossa tümörlerinde sağ kalım oranı %100’e yaklaşmaktadır. Kısmen çıkartılmış ve gözlenmiş veya radyoterapi almış tümörlerde 5 ve 10 yıllık ilerlemesiz sağ kalım oranları %67-87 ve %67-94’dür. Nüks eden tümörler için mümkünse ikinci bir cerrahi girişim denemelidir. Eğer mümkün değilse daha önce hastanın almış olduğu tedavi göz önüne alınarak kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanmalıdır.
Yüksek dereceli astrositomlar
Yayılma gösterme özellikleri nedeniyle cerrahi olarak tam çıkartılmaları seyrek olarak mümkün olmaktadır. Corpus callosum aracılığı ile diğer beyin yarısında da tümör görülme olasılığı %20-25’dir. Cerrahinin ana amacı tümör yükünü azaltmaktır. Tümörü tam veya tama yakın çıkartılmış hastalar daha uzun yaşarlar. Cerrahi sonrası radyoterapi sağ kalımı artırır. 5 yaştan büyük çocuklarda radyoterapi dozu 5000-6000cGY civarındadır. Sadece radyoterapiye oranla radyoterapi + çok ajanlı adjuvan kemoterapi hastalıksız sağ kalımı anlamlı derecede uzatmaktadır. Çeşitli kemoterapi seçenekleri olamakla birlikte CCNU, vinktristin ve prokarbazinden oluşan şema şu anda standart tedavi şeklidir. İlerlemesiz sağ kalım yaklaşık %35 kadardır. Erişkinlerde radyoterapiyi takiben verilen temozolomid sağ kalımı anlamlı derecede uzatmaktadır ve bu ilaç günümüzde çocuklar üzerinde de çeşitli protokollerde denenmektedir.
Kaynak:
W. E. C. Wacker and B. L. Vallee, Federation Proc. 18, 345 (1959); J. Biol. Chem. 234,
3257 (1959).
W. E. C. Wacker and B. L. Vallee, J. Biol. Chem. 234, 3257 (1959).
Wehrle P F, Brent R L, Chisolm J J, Doyle J L, Fagan E L, Finberg L, Miller R W,
Nahmias A J, Thompson, G D C, Horton R J M: Lead content of paint. Pediatrics, 49:
918, 1972.
Yaşargil M.G., Microneurosurgery of CNS Tumors, Stuttgart New York, Georg Theime
Verlag, 134-185, 1966
Yaşargil MG,: Microneurosurgery of CNS tumors. Stuttgart-New York: Georg Thieme
Verlag, 1996,134-185
Ysuoka S, Okazaki H, Daube JR. Foramen magnum tumors: analysis of 57 cases of
benign extramedullary tumors. J Neurosurg 49:828-838 1978.
Zykova A S: Zagryaznenine atmosfernogo vozdukha svintsom i ee vliyanie na zdorov’e
naseleniya. Gigiena i sanit, 22(2): 12,1975.
Tags: baş ağrısı, BT, epileptik nöbet, görme ve koku alma kayıpları, hafıza bozuklukları, kişilik değişiklikleri, MR, radyoterapi, solunum güçlükleri, Spitall Taxonomy Id: 34456, WHO, yürüme bozuklukları









